Ultimate magazine theme for WordPress.

İnka İmparatorluğu’nun Sonu

0 62

Teokratik bir düzen içinde yaşayan ve artık başsız kalan İnkaların İspanyol sömürgecilere karşı koyması olanaksızdır. Kendi tarafına geçen yerlilerin de yardımıyla İnka İmparatorluğu’nun görkemli başkenti Cusco’ya zafer kazanmış olarak girer. Başta Güneş Tapınağı olmak üzere bütün kent baştan aşağı yağmalanır. Bulunan tüm değerli madenler eritilip külçe haline getirilir ve İspanya’ya yollanır. Oldukça memnun olan İspanya Kralı Pizarro’yu Peru Valisi ilan eder (Peru Valiliği o dönem Portekiz sömürgesi olan Brezilya dışında tüm kıtayı kapsamaktadır). Gücünün doruğunda olan Pizarro, Lima’da yeni bir başkent kurar ve Huascar’ın üvey kardeşi Manco Inca’yı “kukla imparator” olarak tahta geçirir.

Ancak çok geçmeden Almagro ile araları açılır ve Pizarro, Almagra’yı boğdurarak öldürür. Pizarro’nun ölümü ise Almagro’nun oğlunun elinden olacaktı. Pizarro, gizli bir plan sonucunda, sarayda kılıç darbeleri altında can verdiğinde tarihler 26 Haziran 1541’i gösteriyordu.

İspanyolların bu süreçte İnkaları yok etmesinin canlı tanığı olan Dominiken papazlarından Marcos de Niza’nın soykırıma tanıklığı tüyler ürpertiyor:

Ben St Francis Tarikatı’ndan Marcos de Niza, bu bölgelere adım atan ilk din adamlarından biriyim. Söz konusu bölgede kendi gözlerimle gördüğüm şeylere ve bölgede yaşayan halklara yapılan işleme değinmek istiyorum. Bu halkları yakından tanırım ve Yeni Dünya’da yaşayan halklar arasında özellikle Peru halkının Avrupalılara karşı çok sıcakkanlı olduğunu duraksamadan söyleyebilirim.

Yerli halk İspanyollara çok güzel altın, gümüş ve değerli taşlar armağan etti ve onlar için her türlü hizmeti yaptı. Yerliler, İspanyollara hiçbir zaman saldırmadı. İspanyollar kendilerine acımasızca davranmaya başlayana kadar onlarla dostluk kurmaya devam ettiler, gittikleri her yerde onları hoşgörüyle karşıladılar, İspanyolların şerefine ziyafetler verdiler ve onlara hem erkek hem de kadın köleler sundular.

Bu olayları gören biri olarak söyleyebilirim ki yerli önderlerinden Atahualpa, hiçbir direniş göstermeden İspanyollara iki milyonun üzerinde altın verdikten ve egemenliği altındaki bütün toprakları teslim ettikten sonra İspanyollar, yerli halktan herhangi bir kışkırtma olmamasına karşın bütün bölgenin kralı olan Atahualpa’yı yaktılar. Hemen arkasından da İspanyol Valiyi karşılamaya gelen yerli liderlerden Chalcuchima’yı ve Krallığın önde gelen kişilerini diri diri yaktılar.

İspanyolların çok sayıda yerliyi bir araya toplayarak, üç büyük binanın içinde kilitleyip yakarak öldürdüklerine tanığım. Oysa yakılan kişiler böyle bir muameleyi hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. Aynı olay sırasında Ocana adında bir papaz, bir erkek çocuğunu yanan binadan kurtarmaya çalışsa da bir İspanyol yanına gelerek çocuğu elinden alıp yeniden gürül gürül yanan binanın içine soktu. Çocuk diğer yerlilerle birlikte yanarak küle dönüştü. O gün çocuğu yakan İspanyol kampa dönerken yolda öldü. Bana kalsaydı dini törenlerle gömülmesine itiraz ederdim.

İspanyolların sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip topladıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarlandığını kendi gözlerimle gördüm. Bazen de insanların üzerine köpek saldıklarını, yerlilerin bu şekilde paramparça edildiğini, İspanyolların çok sayıda evi ve yerleşim merkezini yaktıklarını gördüm.

Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar. Diğer eziyetleri ve tüyler ürperten barbarlıkları da gördüm. Ancak bunlar tek tek anlatılmayacak kadar fazladır. Her birini anlatmak bir ömür sürer.

İspanyolların şeflere ve diğer yerli liderlere her türlü güvenceyi verip yanlarına çağırdıklarına ve geldikleri zaman bu insanları hemen yakalayıp yaktıklarına tanıklık ediyorum. Benim de bulunduğum bir ortamda biri Ancon’da, diğeri Tumbez’de olmak üzere yerlilerin önde gelenlerinden ikisini yaktılar. Onlar için dua etmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Pizarro’nun çok az sayıda askerle devasa bir imparatorluğu çökertmesinin Avrupa’daki yankıları da oldukça büyük olmuştur. Pizarro’nun arkadaşı Kaptan Krisrobal’in Atahualpa’nın öldürülmesinden yalnızca dokuz ay sonra kaleme aldığı ve birçok dile çevrilen kitabı dönemin en çok satan kitapları arasına girer. Kitapta yazılanlardan etkilenen birçok açgözlü İspanyol sömürgeci zenginlik peşinde akın akın yeni kıtaya yelken açar. Sonrası İnkalar için tam bir dramdır. Henüz 1539’da, Pascual de Andagoya şunları not eder:

Kızılderililer (İnkalar) bütünüyle yok olmak üzere.  Ellerinde bir haç ile Tanrı aşkı için verilecek yiyeceğe dileniyorlar. Askerler yalnızca don yağından mum yapmak için bütün lamaları öldürüyorlar… Kızılderililere ekim yapacak hiçbir şey bırakmadılar, büyükbaş hayvanları olmadığından ve alamadıklarından dolayı açlıktan ölmeye mahkumlar.

İspanya Kralı, Avrupa’daki hiçbir hükümdarın hayal bile edemeyeceği, güneşin hiç batmadığı bir imparatorluğun sahibi olmuştu. Portekiz’in işgalinde olan Brezilya dışında, Güney Amerika bütünüyle İspanyolların eline geçmişti. Portekiz, İspanyolların eline geçtiği zaman Brezilya da İspanyol egemenliğine geçecekti. Roma Katolik Kilisesi’nin merkezi yapısı ve birçok tarikatı, örgütsel gücüyle sömürge idaresinin yanında yer alıyordu.

İspanyol Krallığı Amerika’daki egemenliğini, ruhları kurtarmak için sürdürdüğünü sık sık öne sürüyor ve misyonerlik etkinliklerine büyük destek sağlıyordu. Doğal olarak asıl amaç yeni kıtadaki zenginlikleri sömürmekti. Bu doğrultuda yoğun çabalar gösteriliyordu. Amerika’nın her yöresinde, yüzlerce yıl görüleceği gibi, yerli halk madenlerde ve çiftliklerde zorla köle gibi çalıştırıldı. Potosi Dağları’nda (3.900 m. yükseklikte), 1545 yılında çok büyük ve zengin gümüş madenleri bulundu. Avrupa’nın yıllık üretiminin 60.000 (altmış bin) kilo olmasına karşılık, burada kısa sürede 266.200 kilo gümüş üretildi. Avrupa’da yılda 1000, Afrika’da 2000 kilo altın üretildiği halde, Amerika’da yılda 5400 kilo altın üretilir duruma geldi. (Bu konuda Eduardo Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı yapıtını okumanızı tavsiye ederim.)

Madenlerde işletmecilik, emeğin kölelik düzeyinde sömürülmesine dayanan “mita” sistemine dayanıyordu. Peru genel valiliğindeki İspanyol yöneticiler, Potosi gümüş ve Hauncavelica cıva madenlerinde çalıştırılmak üzere yerli halkı kullanıyorlardı. Yerliler çok güç, tehlikeli ve ağır olan bu işlerde zor kullanılarak, öldüresiye köle gibi çalıştırılıyordu. Çalışma koşullarının ölümcüllüğünün yanında, kötü beslenme ve hastalıklar nedeniyle de kırılıyorlardı. Encomiendas olarak bilinen bu zorla çalıştırma sistemi örgütlü bir zulme dönüşecek ve sonuçta yerlilerin ölümü pahasına sürdürülecekti. Öyle ki, yaklaşık 25 yılda 5 milyon yerli bu zorla çalıştırma yüzünden yaşamını yitireceğinden, İspanyol sömürgeciler Afrika’dan köle getirmek zorunda kalacaklardı.

Pizarro’nun başkent Cusco’yu işgalinden ardından İnkalar, Machu Picchu’ya ve Cusco’ya çok yakın olan Vilcabamba’da küçük bir krallık kurdular. Birçok defa isyan edip Cusco’yu geri almaya çalıştılarsa da hiçbirinde başarılı olamadılar. 1572’de son İnka kralı Túpac Amaru’nun öldürülmesinden sonra görkemli İnka İmparatorluğu yok oldu ve tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini aldı.

Batı uygarlığı, böylesine görkemli, özgün uygarlıkların kanlı mezarları üzerinde soykırımla yükseldi.

Kaynak İnka İmparatorluğu’nun Sonu
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku