Ultimate magazine theme for WordPress.

Nazca Düzlüğünün Gizemli Çizgileri

0 71

Peru’nun Lima kentinin yaklaşık 300 km. güneyindeki düz ve ıssız Peru çölünde, insanlığın bıraktığı en garip mesajlardan birisi bulunmaktadır: Nazca düzlüğü ya da Nazca çizgileri. Çöl üzerine, çakıl taşları yardımı ile yapılmış olan dev kuş ve hayvan resimleri ve geometrik biçimler, sanki bir devin parmağı ile çizilmiş gibidirler. Bu büyük şekillerin, yakın plandan farkına varılması imkânsızdır, ancak gökyüzünden kuşbakışı bakıldığında görülebilirler.

Günümüzden 1.500 yıl kadar önce, insanın henüz uçmayı bilmediği çağlarda, Nazca yerlileri tarafından çöle çizilmişlerdi bunlar. Nazca çizgilerinin sırrı neydi? Ve bunların kimler tarafından okunup yorumlanmaları istenmişti?

Arkeolojinin insanı en çok şaşırtan bilmecelerinden birisi olan ve Ant Dağları ile Güney Peru’nun Pasifik Okyanusu kıyıları arasında bulunan Nazca bölgesinin kurak ovalarındaki Nazca düzlüklerinin öyküsü 1927 yılında Perulu harita uzmanı Toribio Mexta Xesspe ve ekibinin Nazca bölgesinin üstündeki keşif uçuşu ile başlar. Xesspe ve ekibinin Nazca çizgilerini ilk gördüklerinde yaşadıkları şaşkınlığı tahmin etmek zor değildir. Çöl boyunca göz alabildiğince uzanan doğru çizgiler, sanki bir dev tarafından çizilmiş gibi duran anlaşılmaz geometrik biçimler ile dev kuş ve hayvan şekilleri, bütün bölgeyi kaplamaktadır.

Bu bilmeceyi daha da gizemli kılan şey ise, yaklaşık 3.000 metre yükseklikten bakıldığı takdirde, bu şekillerin tam olarak anlaşılır bir şekilde görünebilmesidir. Bu yüzden, bazı insanlar bu şekillerin yüzyıllar önce dünyaya gelen uzaylılar tarafından yapıldığını ve amaçlarının insanlar ile ilişki kurmak olduğunu düşünmektedirler. Doğaldır ki, uzaydan geldiği ileri sürülen yaratıklarla ilgili olan bu iddiaların doğruluğunu kanıtlayacak hiçbir kanıt bulunamamıştır. Ancak, insanlar gerçeklere gözlerini kapamak isterse, uzaydan gelen zeki yaratıkların Peru çöllerini ışık hızıyla giden uzay araçları için bir liman olarak kullandığını düşleyebiliriz.

Nazca çizgileri, böyle fantezilere başvurmadan da, yeterince başka türden varsayıma neden olmaktadır, ölçeklerin büyüklüğü ve çizimlerin anlaşılmazlığı birbirine o derece karışmıştır ki, sanki bir bilim-kurgu romanını andırmaktadır. Ant Dağları’ndan esen soğuk rüzgârlar, Humboldt akıntısından çok az miktarda nem alabildiklerinden, yaklaşık olarak on bin yıldan beri bu sahile çok az yağmur yağmıştır. Bu nedenle de, birçok tropikal bitkinin bulunabileceği bu bölge, kuraktır. Ayrıca, Güney Peru’nun bu çıplak tepelerindeki erozyonun, NASA tarafından Mars gezegeni yüzeyinde görülene benzediğinin saptanması üzerine, NASA bu bölgeye uzmanlar göndermiş ve yaşam olanaklarını incelemiştir.

Nazca Çizgileri Günümüze Kadar Nasıl Ulaştı?

Ovanın bu olağanüstü kuraklığı, eski Nazca halkının garip çizimlerinin bin beş yüz yıldan bu yana korunmasını sağlamıştır. Normal iklim koşullarında, bu çizimler bunca süre bozulmadan kesinlikle kalamazdı. Çizgiler, demir ve demir oksidi içeren çakıl taşlarının birbirlerine paralel olarak iki sıra halinde dizilmesinden oluşmaktadır. Yüzyıllar boyunca çok az miktarda yağmur yağması, bu taşların yuvarlanmalarını ve bozulmalarını engellemiş, günümüze kadar ulaşmalarını sağlamıştır.

On altıncı yüzyılın ortalarında, İspanyol tarihçi Cieza de L’eon, 1553 yılında yazdığı kitabında Nazca Çölü’ndeki garip işaretlerden söz eder; ancak bu gizem bilim adamlarının dikkatini 1940-1941 yılına kadar çekmemiştir. 1939 yılında Lima’daki bir konferansta Toribio Mexta Xesspe’nin uçaktan gördüklerini anlatmasıyla arkeologların ve bilim adamlarının gözleri bir kez daha Nazca düzlüğüne çevrilir. Bu garip çizgiler ilk olarak Long Island Üniversitesi’nden Dr. Paul Kosok adlı bir Amerikalı tarafından incelenir. O, bu güneşten kavrulmuş ovayı havadan incelemiş ve gördüklerini “dünyanın en büyük astronomi kitabı” olarak nitelemiştir.

Onun araştırmalarının devamını da Alman gökbilimci ve matematikçi Maria Reiche getirmiştir. Bu bilim adamı, yaşamının otuz yılını Peru çöllerini incelemeye adamıştır. Adım adım bütün çölü incelemiş, yüzlerce üçgen, dörtgen ya da yamuk şekli ortaya çıkarmıştır. Bunların bazen birbirleriyle paralel, bazen yıldız biçiminde, bazen de zigzag biçimli düz çizgi ağları oluşturduğunu keşfetmiştir. Ayrıca çeşitli boyutlarda spiraller, daireler ve yollar oluşturan uzun ve geniş çizgiler ve yüzden fazla dev hayvan, kuş ve bitki resimlerini de ortaya çıkartmıştır.

Nazca düzlüğündeki figürler temelde iki biçimde bulunmaktadır: Hayvan ve bitki şekilleri ile geometrik şekiller. Hayvan figürlerinin başlıcaları örümcek, sinekkuşu, maymun, pelikan ve balinadır. Tuhaf olan ise tarihin hiçbir döneminde Peru’da yaşamamasına karşın özenle çizilen maymun figürleridir.

Nazca çizgilerinin en alışılmamış olan özelliklerinden birisi, geniş düz alanları kaplayan, yamaç ve çukurlara karşın, sürekli düz bir çizgi oluşturan bu tasarımların devasa ölçekleridir. Bu tasarımlar tarafından kaplanan alan, yaklaşık olarak 200 milkaredir. Düz, üçgen, spiral, dairesel ve ikizkenar yamuklardan oluşan geometrik biçimde içinde bir tanesi 9 km uzunluğu ile şaşırtıcı derecede büyüktür.

Nazca Çizgileri Nasıl Yapıldı?

Her bir çizgiyi oluşturabilmek için tonlarca ağırlıktaki taşın taşınması gerekmiştir. Ve bunların birbirlerine göre konumlarının belirlenmesi için ise, çok iyi hazırlanmış planların yapılması gerekmiştir. Maria Reiche’ye göre, bunlar önce 0.6 metrekarelik küçük taslaklar halinde hazırlanmıştır; büyük tasarımların hemen yanlarında böyle küçük taslak örnekleri bulunmuştur.

Reiche’ye göre, Nazcalar her planı küçük kısımlara ayırmışlar ve her kısmı, gerçek ölçeklerinde tekrar çizmişlerdir. Bu yöntem sayesinde, bütününü göremeden de bu dev tasarımları gerçekleştirme olanağı bulmuşlardır. Doğru çizgiler oluşturabilmek için tahtadan uzun sopaları arka arkaya dizmişler ve düzgün çizgiler oluşturmaya çalışmışlardır. Bu tahtaların kalıntıları bulunmuş ve MS 500 yıllarından kalma oldukları anlaşılmıştır. Eğimleri oluşturmak için birçok yayın birbiri ardına sıralanmış olduğu düşünülmektedir.

Benzer bir görüş de Guiseppe Orefici tarafından ileri sürülmüştür. Tıpkı fotoğrafçılıkta kullanılan “agrandisman” yönteminde olduğu gibi Nazcalar önce ana şeklin en küçük parçasının şeklini çizdiler ve daha sonra da, basit basamak hesaplarıyla daha büyüklere geçtiler.

Başka kuramlar da ortaya atılmıştır. En son ortaya atılan kurama göre, buna bir bilim-kurgu öyküsü gözüyle bakılabilirdi, ancak kuram, boyalı bir Nazca seramiğini kanıt olarak gösteren Florida, Coral Gables’daki Uluslararası Araştırmacılar Birliği’nin iki üyesi olan Julian Knott ve Jim Woodman tarafından da desteklenmektedir. Bu araştırmacıların düşüncelerine göre, kuşbakışı bir gözlem olmadan bu dev şekillerin oluşturulması teknik olarak olanaksızdı. Ancak, böyle kuşbakışı bir görüntüyü elde etmek için, havadan hafif olan ve uçabilen bir alet geliştirmiş olabilirlerdi; çünkü gerekli olan malzeme, yani bitkisel lifler mevcuttu. Böylece halatlar, içi gaz dolu olan bir balon ve bir sepet yapılabilirdi.

Araştırmacılar bu malzemeleri kullanarak ilkel bir balon yaptılar. İçi sıcak hava ile dolu balon yardımı ile birkaç saniye, içinde, yüz seksen metre yüksekliğe ulaştılar, ancak ardında gelen ters bir rüzgâr ile yere çakıldılar. Balon onların ağırlığından kurtulduktan hemen sonra, 360 metre yüksekliğe kadar çıktı ve yaklaşık olarak yirmi dakika boyunca üç millik bir mesafeyi kat etti.

Diğer araştırmacılar da Nazcalar hakkında daha çok bilgi elde edebilmek için Paracas bölgesi yakınlarındaki mezarları incelediler. Bilim adamlarının kanısına göre, Necrepolis adı ile bilinen bir kent, Nazca döneminin başlangıcına kadar uzanmakta ve yüksek düzeyli soyluların ve rahiplerin ölümleri ile ilgili dini ayinler için kullanılmaktaydı. Necropolis’te, kumların altında gömülü bir binada dört yüz kadar mumya bulunmuştur. Bu mumyaların zamanımızdan yaklaşık olarak iki bin yıl kadar önce dini ayinler ile gömüldüğü düşünülmektedir.

Astronomik Takvim ya da Tören Olasılıkları

Bu soyluların bedenleri çok renkli alpaka veya “vikuna” yünüyle süslenmiş uzun pamuklu kumaşlarla kaplanmıştı. Süslü şekillerde bir yamaçtan aşağı uçarak inen maskeli insan figürleri de vardı. Acaba Nazca ve Paracaslar insan taşıyan uçurtmalar mı yapmışlardı? Güney Peru’daki eski Colombia çizimleri bunu doğrular niteliktedir.

Bazı Perulu arkeologlar da Maria Reiche ve Paul Kosok’un görüşlerini paylaşmaktadırlar. Onlara göre de Nazca çizgileri, birer arkeolojik takvimdir. İspanyol tarihçilerin belirttiklerine göre, Venüs, Merkür, Jüpiter ve Pleiadesler gibi cennete ait şekiller bu eski Colombialı rahiplerin eserlerinde de görülmüştür.

Bu kurak bölgede yaşam, bir mucize idi ve yaşam ancak Ant Dağları yamaçlarında, nehirlerin oldukları yerlerde sürebiliyordu. Nazcalar iklime meydan okudular ve bugün bile hâlâ çiftçilerin kullandıkları sulama sistemlerini kurarak, nehir sularını o kadar verimli bir şekilde kullandılar ki, yılda iki veya üç kez ürün alabilmekte idiler.

Böyle kurak bir iklimde yapılan bu resimlerin çöldeki sulama koşullarını incelemek amacı ile yapıldığı düşünülebilir. Bu şekiller gündönümü coğrafi noktalarını gösteriyor olabilirler. Gündönümü çizgilerinin en genişleri Ant’lara ilk yağmurun düştüğü yerlerde bulunmaktadır. Bugün bile çiftçiler, dağlardan yağmur mevsiminin gelişini yıldızlardan okumaktadırlar: Onlar, yağmurun Ant’ların yamaçlarından aşağıya gelmesini sabırsızlıkla beklerler.

Ancak toprak o kadar kuraktır ki, sulamanın yanında doğal gübrelerin kullanılması da gerekmektedir. Kayaların üstünde biriken kuş pislikleri olan Guanolar, bu bölgede çokça kullanılan bir gübre türüdür. Nazcaların zamanında ise, başlıca gübre, sardalya balığı idi. Bu da Antarktika’dan gelen Humboldt akıntısı ile buraya ulaşmaktaydı.

Humboldt akıntısının suları, kendisini çevreleyen denizden çok daha soğuktur ve plankton bakımından çok zengindir. Planktonlarla beslenen balıklar, Guano’yu sağlayan kuşların başlıca besin kaynaklandır. Fakat bazı yıllarda “El Nino” (çocuk anlamına) adlı bir ekvator akıntısı, ekolojik dengeyi bozmaktadır. Bu akıntıya “çocuk” takma adının verilmesinin nedeni ise, bunun genellikle yılbaşında ortaya çıkmasıdır. Bu akıntının sıcak olan suları, planktonları ve dolayısıyla da sardalyaları öldürmektedir. Denizdeki yaşamı yok eden bu akıntı, aç kalan kuşları ölmeye ya da göçe zorlamaktadır. Nazcaların, kötü iklim koşullarının yaklaştığını bu deniz kuşlarının uçmasından anladıklarını ve güneye doğru uçan kuş şekillerini bu çöle çizdiklerini görürüz. Peru yerlileri, tıpkı ataları gibi, totem hayvanların sihirli gücüne inanırlardı ve bu hayvan şekillerini gökyüzünde görürlerdi. Bu çölden hayvanat bahçesinin dev şekillerinin, gökyüzündeki bazı yıldız kümelerini resmettiğine inanan araştırmacılar vardır. Bu şekillerin, ancak çok ileri bilgi düzeyindeki gökbilimcilerin anlayabileceği eski Colombia burçlar kuşağını oluşturduğuna inanılabilir ya da dini törenleri ve ayinleri yansıtan simgeler oldukları da düşünülebilir.

Kesindir ki, eski Peru’daki zirai çalışmalar davulların çaldığı ve dansların yapıldığı büyük seremonilere konu olmaktaydı. Nazca yapısı çömleklerin üzerindeki resimler de bu danslardan etkilenmiştir. Belki ovadaki, bu sembolik şekiller de bu törenlerin birer simgesi durumundaydı.

Çizgilerin, yıldızların hareketlerini simgeledikleri düşünülmektedir. Tek çizgiler, gündönümlerini (yaz ve kışın arasındaki günler: solstis, sonbahar ve ilkbahar ortası günleri: ekinoks) belirtmekte idi. Aya ait çizgilerin daha çok sayıda olması, Nazcalarda ayın güneşe göre, daha önemli olduğunu göstermektedir. Bir kurama göre, bu çizgiler, ayın hareketlerini çiftçilere gösteren bir tür astronomi takvimini oluşturmakta idiler. Çift çizgiler ise, her kabiledeki ölmüşlerin ruhlarına eşlik eden yaşayanların kat ettikleri uzun ve kutsal yolu göstermekteydi. Bu çizimlerin yakınlarında, gömülü büyük mezarların olduğuna inanılmaktadır.

Cesaret Kırıcı Bilimsel İnceleme

Meşhur üçgen, yamuk ve dikdörtgen şekiller için ise, mantıklı bir açıklama hâlâ bulunamamıştır. Burada çeşitli görüş ayrılıkları söz konusudur. Bunlar astronomiye ait gözlemler miydi, yoksa toplantı yerleri miydi? Nazca tanrılarına adakların adanmakta olduğu yer miydi, yoksa ruhların koruduğuna inanıldığı kutsal ve yasak bir bölge miydi?

Gökbilimci Gerald S. Hawkins tarafından 1960 yılı sonlarında yapılan bir bilgisayar çalışmasıyla Nazca çizimlerine ait çeşitli görüşler incelenmiştir. Doksan üç çizgi grubu ve kırk beş yıldız, bilgisayara veri olarak girilmiş ve şu anahtar soru sorulmuştur: MÖ 5000 yılından bu yana, güneş, ay ve yıldızların gökyüzündeki konumları ile Nazca çizimleri arasında benzerlik var mıdır? Sonuç cesaret kırıcıdır: Gerçekten bazı benzerlikler bulunmasına karşın, bunun şans faktöründen kaynaklanmış olduğu belirtilmiştir. Yani istatistiksel olarak Nazca çizimlerinin bir takvimi gösterdiği kanıtlanamamıştır.

Başka bir sorun ise, bu bölgenin yakın zamanlarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır. Bu çizimler, şimdi o kadar ünlüdür ki gelen yüzlerce ziyaretçi tarafından bozulmaları tehlikesi başlamıştır. Ayak izleri ve tekerlek izleri, bazı eski işaretleri yıpratmıştır Maria Reiche’nin çağrısı üzerine, bu bölgeyi korumak amacıyla bir komite kurulmuştur. Peru yetkilileri, bu bölgede özel izin dışında yürümeyi ve araba kullanmayı yasaklamışlardır. Turistler çeşitli gözlem kulelerinden işaretlere bakabileceklerdir. Bu şekilde, bilim adamları ve hükümet, tarihler boyunca gizemini korumuş olan eski Colombia tarihinin en büyüleyici kısmını koruma altına almışlardır.

Kaynak Nazca Düzlüğünün Gizemli Çizgileri


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.



Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku