Ultimate magazine theme for WordPress.

Ermenilerin “SOYKIRIM” Gelenekleri

Ermeni terör ve eşkıya grupları açıkça silahlanıyor, müfrezelerini oluşturuyor, hatta kendi bayraklarına sahiplerdi.
0 42

NESRİN SÜLEYMANLI

Modern dünya halklarının hiçbirini evrensel değerlerin dışında hayal etmek imkansızdır. Aralarındaki karşılıklı ilişkiler ve çıkarlar, bu halkların sahip oldukları değerlerin daha da zenginleş­mesine ve genişlemesine yol açar. Bu nedenle, farklı halkların ulusal değerlerinde bir benzerlik veya yakın­lık bulmak mümkündür. Bununla birlikte, her bir halkın kendine has değerlerinin de olduğu istisna değildir. Bu değerler, o ulusun dili, dini, sosyal yaşam standartları, aile gelenekleri ve diğer faktörlerle ilgilidir. Hiç kuşkusuz, Ermenilerde de bir halk gibi bu tür değerler mevcut­tur. Örneğin, Ermeni dili, dini inançlar, kamuoyu, sahte tarihe bağlılık vs. Bununla birlikte, din, dilsel değerler ve kültürel değerlerin tüm Ermeniler için evrensel de­ğerler olmadığını gözlemlemek mümkündür. Kilisenin Ermenilerin yaşamında önemli rol oynadığı bilinmek­te ve bazen tüm Ermeniliğin Ermeni Kilisesi tarafından yönetildiği bildirilmektedir. Çünkü bugün dünyaya da­ğılmış Ermeniler arasında Gregoryen, Katolik, Protestan mezhebi de mevcuttur, hatta onların arasında İslam’ı kabul edenler bile var. Ermenice de tüm Ermenilerin tümü için ortak bir değer değildir. Ermenilerin kendileri de bunu kabul ediyor ve Ermeniceyi korumak için dün­yanın her yerinde Ermeni okullarını açmayı kendilerinin temel görevlerinden biri olduğunu düşünüyorlar.

Garip olan, bugün onları din, dil ve kültürel durum­larına bakılmaksızın Ermenilik için birleştiren tek değer “Ermeni soykırımı” yalanıdır. Bu açıdan Ermenilik dün­ya halkları arasında istisnalık teşkil edebilir. Kendi arala­rında Ermeniler bu yalanı bir tabuya çevirebilmiş ve bu konuya eleştirisel yaklaşım çabasını kesinlikle reddetmekteler. Dünyada birçok halk toplumsal, kültürel ve ev­rensel alanlardaki başarılarıyla dünyada bir yer edinmek isterken, Ermeniler “soykırımcılığı” ellerinde bir bayrak etmekle dünyanın dikkatini çekmeye çalışıyor. Onlara dikkat azaldığında ise yeni bir “soykırım” yaratmayı da unutmazlar. Buna tanık olmak için Ermeniliğin son yüz yıllık tarihini izlemek yeterli olacaktır.

Neden Ermeniler “soykırım” konusunu her zaman canlı tutmaya çalışıyor? Çünkü bu konu Ermeni propa­gandası için daha etkili olduğu düşünülmektedir. Bu konuyu şişirmekle Ermeniliğin ezildiğine dair daha bü­yük yaygara koparmak ve bununla da Ermeni iddialarını gerçekleştirmek için dünya kamuoyunu seferber etmek mümkündür. Dolayısıyla, Ermeni “soykırımı” Ermeniler tarafından senaryolaştırılmış milliyetçilik faaliyetinin ifa­de biçimlerinden biridir.

Örneğin, Amerikalı bilim adamları Justin McCarthy ve Carolyn McCarthy on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Osmanlı’da Ermeni katliamlarının inceleyerek, Ermenilerin böyle bir senaryoya sıklıkla başvurduklarını tespit etmiş­lerdir. Ermeniler, Avrupalıların ilgisini çekmeksizin her­hangi bir sonuca varamayacaklarını anlamaktaydı. Bunun için ise Ermeni milliyetçileri, ilk olarak Ermeni nüfusunun azınlıkta olduğu yerleşim yerlerini seçiyor ve bu yerleşim yerlerinde Müslüman nüfusa saldırarak sayısız katliamlar gerçekleştiriyordu. O zaman, Ermeni milliyetçileri, öfkeli yerli halkın komşuları olan Ermenilerden intikam almaya çalışacaklarını ve azınlıkta olan Ermeni nüfusun bu inti­kamı önlemeye gücü yetmeyeceğini biliyordu. Sonuçta, yerel Ermeniler kayıplar verecekti ve bu da Ermeni mil­letçilerinin işine geliyordu. Böylece, Ermeni nüfusa karşı katliamlara, Ermenilerin saldırıya maruz kalmasına, savun­masız Ermenilerin ölümüne ve Müslümanların yaptığı vahşetlere dair propaganda kampanyası başlıyordu.

Ermenilerin bu çizgiye sahip olduklarını diğer yazarlar da onaylamaktadır. Örneğin, 19.yüzyılın sonlarında ve 20.yüzyılın başlarında Ermeni Taşnakları tarafından yapı­lan katliamlarda Ermeni silahlılarının bu veya diğer yer­leşim yerlerine girerek bombalar patlattığı, Müslüman nüfusun temsilcilerini öldürdüğü ve sonradan ortadan kayboldukları bildiriliyor. Ermeni isyancılarının yaptığı vahşetlerin bedelini ise yerel Ermeniler ödemek zorun­da kalıyordu. Benzeri çizginin Transkafkasya’da da tekrar edildiği belirtiliyordu.


Birinci Dünya Savaşı’ndaki Ermeni müfrezeleri. Fotoğrafta da görüldüğü gibi, İngiliz üniforması giymiş, Rus silahlarıyla silahlanmış Ermeniler çok iyi donatılmıştır.

İngiliz gazeteci Scotland Lidell de, Müslümanlara saldıran Ermenilerin burada intikamla karşılaştığını ve sonra da propaganda kampanyası başlatmakla “ezilen” Ermenilere destek ve sempati kazandırmaya çalıştıklarını kaydediyordu.

Yirminci yüzyılın başlarında Karabağ’da milli zeminde katliamların başlanması için de Ermenilerin bu yöntemi kullandıklarını belirtmek gerekiyor. 16 Ağustos 1905’te bir grup silahlı Ermeni’nin Şuşa’nın İrevan kapısı civa­rında bir Ermeni’yi öldürdüğü bilinmektedir. Sonra da onun cesedini Ermeni mahallesine sürükleyerek yay­gara kopardılar ve feryat figan ederek Ermenilere karşı toplu saldırıların başladığı söylemleriyle soydaşlarının beynini yıkamaya çalıştılar. Böylece, Ermeni milliyetçileri Şuşa’nın Ermeni mahallesinde ortalığı ayağa kaldırdı ve Müslüman halka karşı katliamlara başladı.

Şuşa’da Ermeni milliyetçileri tarafından başlatılan kat­liamların ikinci aşaması 1906 yılının Temmuz ayına rast­lar. Yeni katliamların başlanması için Ermeniler her yönlü hazır olsalar da, bahane gibi yine de daha önce denen­miş yönteme başvurdular. Bu sefer de onlar bir Ermeni öldürüp cesedini Azerbaycanlıların yaşadığı mahalleye attılar. Sonra da malum senaryo ile Ermeni propagan­dası geniş yankı uyandırdı ve Azerbaycanlıların katliamı için toplumsal psikolojik zemin oluşturuldu.

Ermeni milliyetçileri, klasik yöntemleri ile başlattıkla­rı milli katliamları istedikleri gibi sonuçlandırmasalar da, bu yöntemi kendi propagandaları için ustaca kullandılar. İngiliz gazeteci S.Lidell haklı olarak, bu zaman Ermenilerin bir tarafta, genellikle bir etnik toplum olarak baskılara, zul­me maruz kaldıkları hakkında yaygara kopardığını, diğer taraftan da kendi milliyetçiliklerinin kurbanı olan Ermeni kayıplarını propaganda kampanyasında kullandıklarını kaydediyordu. S.Lidell, öldürülen Ermeni’nin milliyetçi Ermeni propagandası için çok değerli propaganda malze­mesi olduğunu dikkatle gözlemlemiştir. O, konuya gerekli şekilde bakıldığı taktirde, Ermeni ölüsünün Ermeni pro­pagandası için çok faydalı olabileceğini de belirtiyordu. Onun bu görüşünü, Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa da paylaşıyordu. Nuri Paşa, çeşitli koşullarda ölen Ermeni’yi neredeyse baskılar üzerine öldürülmüş Ermeni gibi kullanıldığını belirtiyordu.

Osmanlı İmparatorluğu polisi Ermeni militanlarına ait binlerce silaha el koymasına rağmen yurtdışından yeni yeni silahlar gelmeye devam ediyordu.

1988 Şubat ayının sonlarında Sumgayıt’da yaşanan şiddet olayları da yukarıda bahsedilen klasik Ermeni çiz­gisinin ortaya çıkışıdır. Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılması yönünde dünya kamuoyunun, Avrupa ve Amerika siyasi güçlerinin dikkatini çekmek ve desteğini kazanmak için Ermeni milliyetçileri böyle bir kışkırtmaya ve sonra da Azerbaycan karşıtı propagandaya başvurdu.

Dağlık Karabağ’da çatışmaların başlangıcında Ermeni milliyetçilerinin liderlerinden Aşot Manuçarov açık bir şekilde “bize ateş etmeye zorlayacağız” diyordu. Dağlık Karabağ sorununun tarihini yeterince araştırmış olan Rus gazeteci Yuri Pompeyev, Ermeni milliyetçi­si A.Manuçarov’un bu açıklamasını “planlı kan dökme” olarak niteliyor, sonra da, yalnız kanın toplumda öfke ve intikam duygularını uyandırdığını ve bu zaman da Azerbaycan’ın suçlu olacağını yazıyordu. O zaman da, milli kimliğine bakılmaksızın kendi vatandaşlarının can güvenliğini sağlayamayan bu “idari birimin” (yani Dağlık Karabağ’ın) lağvını talep etmek mümkün olacaktı.

Çirkin niyetlerine ulaşmak için Ermeni milliyetçileri Azerbaycanlılar arasında yaşayan vatandaşlarını feda etmekte tereddüt bile etmediler. Ermeni asıllı Eduard Grigoryan, Sumgayıt’daki çatışmalar sırasında bizzat kendisi 5 Ermeni’yi öldürmüş, birkaç Ermeni kadınına herkesin gözü önünde tecavüz etmişti.

Ermeni terör ve eşkıya grupları açıkça silahlanıyor, müfrezelerini oluşturuyor, hatta kendi bayraklarına sahiplerdi.

Sumgayıt olaylarıyla Azerbaycan’a karşı toplu şekilde bilgi ve propaganda savaşı da başladı. Ermeni milliyet­çileri, Ermeni Kilisesi ve Ermeni diasporası tüm potansi­yelini Azerbaycan karşıtı propagandanın yaygınlaşmasına yöneltti. Bu propagandanın ana içeriğini, “çilekeş” Ermenilerin Azerbaycan’da katliamlara maruz kalması, Ermenilerin Azerbaycanlılarla bir arada yaşamasının im­kansız olması, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan kopa­rılmasının zorunluluğu, Dağlık Karabağ’da milli kurtuluş hareketinin bastırılması vs. gibi saçma fikirler oluşturmaktaydı. Başka bir değişle, büyük propaganda kampan­yasına bahane bulmak için kendi vatandaşlarının katline sebep olmak geleneği bugün de Ermeni milliyetçilerinin güvendiği en sağlam yöntemlerden biri oldu. Ermenilik ideolojisi çöktükçe, Ermenilerin yine “soykırım” deneyi­mine başvuracağı istisna değildir. Çünkü son zamanlar Suriye’nin Kasaba yerleşim biriminde yaşanan son olay­lara Ermeniliğin tepkisi de “soykırım”ın Ermenilerin gün­deminden çıkmadığını sergilemektedir.

Ermeni milliyetçi partisi Hınçak’ın (Çan) terörist gruplarından biri.

Not: Dipnotlar için kaynak dosyaya bakabilirsiniz..

Kaynak Nesrin SÜLEYMANLI - Ermenilerin “Soykırım” Gelenekleri


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.



Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku